Kurumsal sağlık sigortasında yenileme dönemine yalnızca yeni teklifleri bekleyerek girmek, şirketin elindeki en önemli avantajlardan birini kaybetmesine neden olabilir.
Çünkü yenileme öncesinde asıl ihtiyaç duyulan şey fiyat değil, veridir.
Bir şirket mevcut sağlık planının nasıl kullanıldığını, hangi hizmetlerin maliyet yarattığını, çalışanların hangi alanlarda yoğunlaştığını ve hangi teminatların gerçek değer ürettiğini bilmiyorsa, yeni dönem için sağlıklı bir karar vermesi zorlaşır.
Bu nedenle yenileme sürecinin ilk sorusu:
“Bu yıl bize ne fiyat verecekler?”
değil,
“Geçen yıl sağlık planımız gerçekte nasıl çalıştı?”
olmalıdır.
Şirketler çoğu zaman yenileme döneminde tek bir rakam görür:
Toplam hasar.
Bu rakam önemli olmakla birlikte tek başına anlamlı değildir.
Örneğin 10 milyon TL sağlık harcaması olan iki şirket düşünelim.
Birinci şirkette maliyet birkaç yüksek tutarlı yatarak tedavi vakasından kaynaklanıyor olabilir.
İkinci şirkette ise maliyet binlerce ayakta tedavi, görüntüleme ve laboratuvar kullanımından oluşuyor olabilir.
Toplam rakam aynı olsa bile iki şirketin sağlık yapısı birbirinden tamamen farklıdır.
Dolayısıyla yenileme öncesinde yalnızca:
“Toplamda ne kadar hasar oluşmuş?”
değil,
“Bu hasarın arkasında nasıl bir kullanım davranışı var?”
sorusu cevaplanmalıdır.
Hasar/prim oranı kurumsal sağlık sigortasında temel göstergelerden biridir.
Basit şekilde, sigorta şirketine ödenen prim ile sigortalı grubun oluşturduğu sağlık giderleri arasındaki ilişkiyi gösterir.
Ancak bu oran bir sonuçtur.
Asıl önemli olan, sonucu oluşturan nedenleri anlayabilmektir.
Örneğin yüksek hasar/prim oranı:
gibi çok farklı nedenlerden kaynaklanabilir.
Bu nedenler birbirinden ayrılmadan sadece orana bakarak çözüm üretmek, doktorun yalnızca ateşi ölçüp teşhis koymasına benzer.
Ayakta tedavi ile yatarak tedavi aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
Yatarak tedavide birkaç ciddi vaka büyük maliyet oluşturabilir. Bu, her zaman kötü yönetilen bir poliçe anlamına gelmez.
Ayakta tedavide ise kullanım sıklığı, doktor muayeneleri, laboratuvar, görüntüleme ve fizik tedavi gibi hizmetlerin toplam etkisi daha belirleyici olabilir.
Bu nedenle şirketler yenileme öncesinde en azından şu ayrımı görmelidir:
Ayakta tedavi kullanımı ne kadar?
Yatarak tedavi kullanımı ne kadar?
Toplam maliyetin hangi bölümü hangi teminat grubundan geliyor?
Bu ayrım yapılmadan oluşturulan yenileme stratejisi eksik kalır.
Hastane ağı kurumsal sağlık sigortasının en önemli maliyet unsurlarından biridir.
Ancak şirketler çoğu zaman çalışanlarının hangi sağlık kurumlarını gerçekten kullandığını bilmiyor.
Oysa bu bilgi çok değerlidir.
Örneğin şirket geniş ve yüksek maliyetli bir hastane network’ü satın almış olabilir.
Fakat veriye bakıldığında çalışanların büyük bölümünün yalnızca belirli birkaç hastane grubunu kullandığı görülebilir.
Bu durumda şu soru ortaya çıkar:
Kullanılmayan bir erişim imkânı için ne kadar prim ödüyoruz?
Tam tersine, çalışanların yoğun kullandığı bir hastane grubunun yeni dönemde network dışında bırakılması da ciddi memnuniyet kaybı yaratabilir.
Bu nedenle network kararı tahminle değil, gerçek kullanım verisiyle verilmelidir.
Kurumsal poliçelerde çalışanların yanı sıra eş ve çocukların da poliçeye dahil olduğu yapılarda maliyet dağılımı farklılaşabilir.
Örneğin:
olabilir.
Bu dağılımı bilmeden yapılan maliyet değerlendirmesi eksik kalır.
Aile kapsamının şirket için önemli bir çalışan yan hakkı olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla burada amaç sadece maliyeti azaltmak değil, maliyet ile çalışan değeri arasındaki dengeyi görmek olmalıdır.
Verinin bir başka önemli boyutu branş dağılımıdır.
Örneğin çalışanlarda:
gibi alanlarda yoğunluk oluşabilir.
Bu bilgi sadece sigorta maliyetini yönetmek için değil, şirketin sağlık ihtiyaçlarını anlamak için de değerlidir.
Örneğin belirli bir çalışan grubunda kas iskelet sistemi kullanımı çok yüksekse, yalnızca poliçe fiyatına bakmak yerine koruyucu sağlık veya ergonomi programları da düşünülebilir.
Yani veri yalnızca geçmişi açıklamaz.
Gelecek sağlık stratejisini de şekillendirebilir.
Bazı yıllarda birkaç yüksek maliyetli vaka toplam hasarın önemli bölümünü oluşturabilir.
Bu durumda şirketin sağlık planı yapısal olarak kötü olmayabilir.
Örneğin ciddi ameliyatlar, onkolojik tedaviler veya uzun süreli sağlık hizmetleri toplam maliyeti yükseltebilir.
Bu vakalar ile rutin kullanım birbirinden ayrılmalıdır.
Aksi halde şirket tek seferlik yüksek maliyeti kalıcı kullanım davranışı gibi yorumlayabilir ve gereğinden fazla sert bir teminat değişikliğine gidebilir.
Sadece çok kullanılan teminatlara değil, hiç veya çok az kullanılan teminatlara da bakılmalıdır.
Bazı hizmetler çalışanlar tarafından bilinmediği için kullanılmıyor olabilir.
Bazıları gerçekten ihtiyaç dışı olabilir.
Bu iki durum aynı şey değildir.
Bir teminatın kullanılmaması:
“Bu teminata ihtiyaç yok.”
anlamına gelmeyebilir.
Belki çalışanlar hizmetin varlığından haberdar değildir.
Bu nedenle kullanım verisi, çalışan iletişimiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Sigorta şirketinden gelen kullanım raporu çok değerlidir ama tek başına yeterli değildir.
Çalışanların yaşadığı deneyim de ölçülmelidir.
Örneğin:
Provizyon sürecinde sorun yaşanıyor mu?
Çalışanlar hangi haklara sahip olduklarını biliyor mu?
Hastane ağı yeterli bulunuyor mu?
Müşteri hizmetlerine ulaşmak kolay mı?
Poliçe çalışan tarafından gerçekten değerli bir yan hak olarak görülüyor mu?
Bu soruların cevapları finansal tabloda görünmez.
Ama şirketin çalışan deneyimini doğrudan etkiler.
Bizce yenileme masasına oturmadan önce şirketin elinde en az şu bilgiler bulunmalıdır:
Bu tablo ortaya çıktığında yenileme artık yalnızca teklif karşılaştırması olmaktan çıkar.
Yönetilebilir bir karar sürecine dönüşür.
1.000 çalışanlı bir şirketin yenilemeye hazırlandığını düşünelim.
Geçen yıl 25 milyon TL sağlık primi ödedi.
Yeni dönem için 38 milyon TL teklif geldi.
İlk bakışta artış oldukça yüksek görünüyor.
Ancak detaylı kullanım verisine bakıldığında:
çalışanların yaklaşık üçte birinin toplam hasarın büyük bölümünü oluşturduğu, yüksek maliyetli birkaç vakanın toplam sonucu ciddi biçimde etkilediği, çalışanların büyük çoğunluğunun belirli dört hastane grubunu kullandığı, bazı ek teminatların ise neredeyse hiç kullanılmadığı görülüyor.
Şirket bu verileri bilmeden pazarlığa girerse tek silahı:
“Fiyatı düşürün.”
olur.
Veriyi bildiğinde ise çok daha güçlü sorular sorabilir:
Network yeniden tasarlanabilir mi?
Teminat yapısında hangi değişiklik gerçek tasarruf yaratır?
Tek seferlik yüksek vakaların etkisi nasıl değerlendirilmelidir?
Kullanılmayan teminatlar neden kullanılmıyor?
Çalışan deneyimini bozmadan hangi alanlarda maliyet kontrolü yapılabilir?
İşte veri şirketin satın alma gücünü burada artırır.
Biz yenileme sürecinin ilk adımını sigorta şirketlerinden teklif istemek olarak görmüyoruz.
İlk adım:
Önce geçmiş dönemin verisini inceliyoruz.
Maliyetin nereden geldiğini anlamaya çalışıyoruz.
Kullanım davranışını, hastane tercihlerini, teminat yapısını ve çalışan deneyimini birlikte değerlendiriyoruz.
Sonra alternatif modeller oluşturuyoruz.
Ve ancak bundan sonra piyasa tekliflerini karşılaştırıyoruz.
Çünkü bizim için doğru yenileme sorusu:
“Bu yıl hangi şirket daha ucuz?”
değil.
“Geçmiş yıl bize ne öğretti ve gelecek yıl sağlık planını nasıl daha doğru kurabiliriz?”
sorusudur.
Kurumsal sağlık sigortasında veri, sadece raporlama aracı değildir.